En Sevdiğim

En Sevdiğim

Bu Blogda Ara

21 Ağustos 2025 Perşembe

Bir Zamanlar Tatilde (11) Diskoda


Tatilimizde 3. gün benim için sabahleyin ne kadar güzel ve sıra dışı başlamışsa gecesinde de son derecede rutin bir şekilde sürüyordu. Animatörlerin sulu eğlence anlayışları zaten hoşuma gitmiyordu. Tatil köyünün gece mekanlarında çalan orkestralar her gün değişiyordu ve bu gece çalan grup nostalji ağırlıklı bayık şarkılara ağırlık vermişti. Bizimki az biraz benimle dans ettikten sonra memleketi kurtarmak için arkadaşlarıyla derin bir siyaset mevzusuna girdi. Ben de biraz etrafı dolaşmak amacıyla dışarı çıktım. Berrak ve insanı sıkmayan bir hava vardı dışarıda. Güvendolar'da her zamanki nemden eser yoktu. İzmir'deki oğlanı arayıp biraz onunla lafladıktan sonra yukarı koruluğun oraya doğru yürümeye başladım.


Bir müddet turaladıktan sonra gürültülü ve kalabalık bir yere geldiğimi fark ettim. Çevrede üç otobüs vardı ve etraf yabancı turist kaynıyordu. Neler oluyor derken yanı başımda birisinin “abla, abla” diye bana seslendiğini işittim. Dönüp arkama baktığımda bizim kıvırcıkla karşılaştım. Bu üç otobüs Güvendolar'da bir diskoda düzenlenecek özel bir eğlence için kaldırılıyormuş tatil köyü idaresi tarafından. Haberim olmadığını söyledim ona. İstersem elinde fazladan özel bir fiş varmış bana verebilirmiş. İyi de neden bir fiş. Ona ilgilenmediğimi söyledim. “Abla bir gidip görmekte fayda var, belki seversin” dedi bana. İyi de neden sadece ben? Neden iki değil de bir fiş. “Enişten olmadan ne yapacağım eğlenceyi” dedim. “Abi zaten şimdi içmeye başlamıştır” dedi hafiften sırıtarak. Haklıydı. “Hem ben de orada görevli olacağım, size arkadaşlık edebilirim ara sıra” diye ilave etti. “Vay uyanık” Bir müddet düşünüp, “Eh hadi bir gidip göreyim ne tür eğlenceymiş” dedim. Sevinerek fişi bana uzattı ve “İkinci otobüse bin, 5 dakika sonra kalkıyoruz” dedi. Bindim otobüse, yapacak başka işim olmadığından.


Neyse ki otobüstekiler neşeli insanlardı ve benden başka yerli yoktu. 20 dakikalık bir yolculuktan sonra Güvendolar'a vardık. Tatil köyü diskosunu kapatmıştı. İçeri girdik. Müzik gerçekten kaliteliydi, içkiler de bedavaydı. İki tane votka limon çekince ben de havaya girdim. Disko müziğinden sonra sıra şark gecesine geldi. İki tane dansöz çıktı turistler bayıldı. Kadın erkek demeden dansöze uyup kıvırtmaya başladılar. Dansöz faslı da bitince saat 12'ye gelmişti. Sunucu özel show deyince ortam karardı. Zebellah gibi zenciler ve hepsi slav ırkından olduğu anlaşılan hatunlar güzel bir erotik showa başladılar. O bitince bu kez sıra striptize geldi. Elemanları nereden bulmuşlarsa gerçekten işlerinin ehli tam profesyoneldiler. Yalnız olduğum için sıkılmıyordum benim gibi oraya tek gelmiş iki Çek hatunla arkadaş olmuştum onlarla birlikte seyrediyordum gösteriyi. Arada bizim kıvırcık da kendini gösteriyor masamıza güzel kokteyller yolluyordu at katkılısından. Bir ara gösteriye ara verildi, slow müzik başladı. Millet seyrettiği erotik dansların etkisiyle iyice azmıştı. Dans değil resmen ayakta sevişiyorlardı. Masamdaki kızıl saçlıyı bir herif dansa kaldırdı, biz diğeriyle etrafı seyrettik. Arada kıvırcık masamıza gelince, “Sen de benimle dans eder misin?” diye sordum. “Yasak abla, hemen işten çıkarırlar” dedi. “Boş ver o zaman” dedim. Neredeyse ağlayacak durumda: “Abla sen benimle dans etmek istiyorsun ama yasak diye ben edemiyorum. Ne kadar şanssızım ben!” Ağlayacak yahu. Ayağa kalkıp sarıldım çocuğa, yanağını öpüp, “Sıkma canını şekerim, otelde bir ara fırsat bulursak kimsenin görmediği bir yerde seninle dans ederim” dedim. “Sahi mi söylüyorsunuz vallahi inanmam,” deyişi vardı ki için acır. Ona sözümün söz olduğunu bir kez daha belirttim de keyfi yerine geldi çocukcağızın.


Slow müzikten sonra erotik showun ikinci yarısı başladı. Bu kez amatör striptiz yarışması varmış. Yabancılar da ne kadar teşne bu tür şeylere. Genci yaşlısı. Neyse ki bazılarının başvurusu kabul edilmedi de göz zevkimiz fazla bozulmadı. Sonra genç bir adam çıktı sahneye. Müzik eşliğinde öyle bir soyundu ki baklava gibi karın kaslarına hayran kaldım. Resmen ıslanmış ve azmıştım. Yanımdan geçen garsona bir içki daha söyleyip soyunan herifi izlemeye başladım. Bir tek tanga külotla kalmıştı. Millet “çıkar, çıkar” diye tempo tutuyordu. Benim de kalbim hızlı hızlı atmaya başlamıştı. Muhakkak bu da profesyonel olmalıydı, öyle tahrik edici bir şekilde soyunuyordu ki anlatamam. Elini tanganın lasitğine atınca kalbim duracak gibi oldu. Ama yapmadı tabii, gösteriyi bitirdi. Tam bu kadar heyecan yeter derken bu kez esmer Ukrayna'lı olduğunu tahmin ettiğim bir kız çıktı sahneye. O da bu işi çok güzel yapıyordu. On numara bir gösteri sundu bize. Memeleri fazla büyük değildi. O da bir tek külotla kalmıştı sahnenin ortasında. Ve o da ellerini külotunun lastiğine geçirince adamın gösterisindeki kadar heyecanlandım. Onun yarığını görmek için büyük bir istek duyuyordum. Yavaş yavaş tangasını aşağı sıyırmaya başladığında ağzımdan resmen ohhh gibi bir nida çıkıverdi. Kasıkları hafiften tüylüydü ama donunu iyice indirince alt kısımları tamamen traşlıydı. Yarığı ince bir çizgi halindeydi. Bu esmer, zayıf kız beni feci etkilemişti. İyice sapık olmuştum hadi adam neyse de kızı düşünmek ne oluyordu. Otobüse binip tatil köyüne doğru yola çıkarken hem adamı hem de o kızı düşünüyordum.

Dönüşte bir baktım otobüste bizim kıvırcık da var. Yanıma geldi oturmadan önce izin istedi. Gösteriyi beğenip beğenmediğimi sordu. Ona çok beğendiğimi söyleyip teşekkür ettim davetiye için. Birkaç dakika oturup lafladıktan sonra izin isteyip yanımdan ayrıldı. Gitmeden ona, “Merak etme sözüm söz, mutlaka dans edeceğiz seninle,” dedim. Yüzü sevinçten ışıl ışıl, “Sahi mi abla?” dedi. “Tabii...” dedim, “Ama tek bir şartla, bir daha bana abla demeyeceksin.” Dünyalar onun olmuş bir vaziyette ön tarafa yürüdüğünü izlerken “Bu çocuk bana aşık olmasın sakın,” diye içime bir kurt düştü.



Odaya girdiğimde saat gecenin dördüydü. Bizimki çoktan uyumuş kıçında pireler uçuşuyordu. Üzerimdeki elbiseyi fırlatıp sutyen külot daldım yatağa. Bu adam gündüz bana gece için söz vermişti. Sarsıp uyandırmak için hamle yaptım. Omuzundan tutup seslendim. “Hayatım çok oldu mu uyuyalı” dedim. Yarım dakika çabaladıktan sonra uyandırmayı başardım. Uykulu uykulu, midesinin çok içmekten berbat durumda olduğunu ve onu rahat bırakmamı söyledi. Ben de kendi haline bıraktım. Ondan bana bu gece de hayır yoktu. Yataktan kalkıp üzerimdekileri tamamen çıkardım. Dolabı açıp plaj bornozumu giydim anahtarları alıp dışarı çıktım. Bir müddet dışarıda dolaşıp gecenin sessizliğini dinledim. Sonra plaja indim. Dalgalar kumsala vuruyordu. Kumlardan yürüyüp kıyıya geldim. Üzerimdeki bornozu çıkardım ve suya girdim. Sabah nasıl çırılçıplak yüzdüysem yeni günü de karanlık sularda çırılçıplak yüzerek karşılayacaktım. Yüzdüm, yüzdüm. Harikaydı.

Denizden çıktığımda her şeyden arınmış gibiydim. Bornozumu alıp şezlongların toplandığı alana gittim. Açık bir şezlong bulup uzandım ve geceyi dinlemeye başladım. Bir 10 dakika gözümü yıldızlara diktim. Geçirdiğim günün bir muhasebesini yaptım. Sonra diskoda soyunan o adamı düşledim. Elimi onun eli farz ederek göğüslerime götürüp okşamaya başladım. Uçlarını sıktım, avuçladım. Adamı üstümde hayal ettim. İki parmağımı önüme soktuğumda adam da sanki beni beceriyormuş gibi hafiften inlemeye başladım. Fakat sadece adam yoktu düşümde. Başımın hizasında ayakta duran biri daha vardı. O esmer Ukraynalı kız. Adam beni pompalarken o da yavaş yavaş yüzüme oturmaya başladı. Aç kurt gibi kızın bacaklarının arasını emmeye başladım. Herif beni getirirken kız da ağzıma boşalıp şurubunu dudaklarıma akıtıyordu. Bunları düşünerek 4 kere orgazm oldum. Bir ara dalmışım sanırım. Uyku sersemliğiyle uyandığımda güneş doğmak üzereydi. Yalnız başlayan dünüm, yeni bir güne evriliyordu. Bornozumu giydim ve uykuma odada devam etmek üzere otel binasına doğru yürüdüm.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder