Mukatekler'den Rabia Karaleke, Mukavva Hareketi'ne katılmadan önceki çile dolu yaşamını ve cemiyete girdikten sonra kendisinde iz bırakan acı, tatlı hatıraları, ruhen ve bedenen geçirdiği değişimleri, hakikatin efendisi ve kainatın rehberi ile tanışmasını, tüm bunlara sebep olan Sadık Yarasa ile Selin Radar'ın kendisiyle temasa geçtiği sıcak günlerde hissetiklerini çarpıcı bir dille kaleme alıyor, okuyucularına adeta bir hayat dersi verip onları doğru yollara yönelmeleri konusunda uyarıyor.
En Sevdiğim
Bu Blogda Ara
22 Eylül 2022 Perşembe
Bir Zamanlar Tatilde 8 (Masaj)
27 Kasım 2021 Cumartesi
Bir Zamanlar Tatilde 7 (Akıtanlar)
Çıkışın oraya gelmiştim ki
zınk diye durdum. Geri dönüp balkona, adamın oturduğu tarafa baktım.
Yerinden kalkmaya yeltenmemişti. Bakışlarımız çakıştı. Yüzü ifadesizdi.
Tıpkı şu an benimki gibi. İkinci bir gülümseyiş için de mecalim yoktu.
Birkaç saniye durduktan sonra geri dönüp asansörlerin olduğu yere
yürüdüm. Düğmeye basıp beklemeye başladım. Asansörü mü yoksa adamı mı
bekliyordum? Acaba arkamdan gelir miydi? Kafamı sol tarafa çevirdim.
Kimsecikler görünmüyordu ortalıkta. Asansör de gelmişti. Karnımda
gittikçe belirginleşip pırpır eden, yukarıya boynuma doğru yayılan ve
yakan bir heyecan dalgasıyla boş kabine girdim. Tam kapı kapanıyordu ki
iki kanadın arasına giren bir el fark ettim. Otomatik sensör bu temas
sonucu bir-iki saniye içinde kapıyı tekrar açacaktı. O muydu acaba?
Arkamdan mı gelmişti? Güm güm atan ve neredeyse sesini kulaklarımla
duyacağım kalp atışlarımın eşliğinde açılan kapıdan onun girmesini
beklemeye başladım. Hayır! O değildi. Kırmızı üniformasıyla elinde bir
havlu yığınını tutan bir komiydi kabine giren. Tir tir titreyen o halime
bakıp telaşla:
“Özür dilerim efendim, sizi korkutmak istemedim,” dedi.
“Önemli
değil,” diye mırıldandım. Göğsüm heyecanla inip kalkıyordu, nefesimi
kontrol edemiyordum. Çok mu istiyordum o adamın peşimden odama gelmesini
ve beni becermesini? Bu ben miydim? Asansör odanın bulunduğu kata
gelesiye kadar başımı yerden kaldırmadım.
Odamın kapısını kapatıp kendimi yatağa yüzü koyun fırlattığımda kalp atışlarım yeni yeni normale dönüyordu. Şimdi kapı çalınsa ve ben kalkıp kapıyı açsam, yemekhanede karşılaştığım o tanımadığım adamla burun buruna gelsem, acaba aynı heyecanı duyar mıydım? Büyük ihtimal korkardım herhalde. Hem ne derdim ki o durumda? “Buyrun içeri girin, size bir içki ikram edeyim” mi diyecektim acaba? Hadi be, ne o öyle kırk yıllık yosmalar gibi. “Buyrun ne istemiştiniz?” demem en akıl kârı olanıydı sanırım. Sonra da adamı savacaktım. Israr ederse de, soğuk bir şekilde, “Bakın beyefendi herhalde bir şeyleri yanlış anlıyorsunuz,” diyecektim. Hıh, kim inanırdı ki buna? Sen adama her yerini sergile, sonra da böyle davran. O bana ne diyecekti peki? Belki o da benim gibi çekingen davranacaktı, kemküm edecekti. Hayır hayır, o atak olmalıydı. Atak ve buyurgan. Aslında içimden, çok derinlerden gelen bir ses, odanın kapısını açtığımda onun ağzından tek bir kelime duymamı istiyordu: “Soyun!”
![]() |
| Retarder Ormanlarında. 2010. Foto: Kazım Kaos |
Şimdi
şu an kapı çalınsa ve ben kapıya doğru kalp çarpıntıları eşliğinde tatlı
bir heyecanla yürüsem. Açsam ve karşımda onu görsem. Girmesi için yana
çekilsem… O içeri girse ve ben onun ardından kapıyı kapatsam… Yapabilir
miyim tüm bunları? Buyurgan, ne istediğini ve benim ne istediğimi sezen
bir ses tonuyla sadece şunu söylese: “Soyun!” Tüm gereksiz tanışma
ritüellerini bir kenara bıraksak. Ben orada öylece onun karşısında
dursam ve kendimden emin bir şekilde ağzımdan şunlar çıksa: “Neden sen
soymuyorsun?”
Ah,
boş hayaller bunlar! Sırtüstü döndüm, uzanıp komodinin üstündeki
paketten bir sigara alıp yaktım. Şu mereti de azaltmak yerine neden
arttırıyorum ki? Hırsla dumanını içime çekip ağır ağır saldım. Herif
peşimden gelmemişti. Niye ki? Sigarayı bitirdikten sonra doğrulup dar
lakostu sırtımdan çıkardım. Daral gelmişti. Böyle sere serpe uzanmak da
hoşuma gidiyordu. Göz ucuyla memelerimi gözden geçirdim. Uzanınca hiç de
fena durmuyorlardı. En azından ayaktayken görülen hafif sarkma şimdi
hiç yoktu. Buna da şükür ne yapalım. Abur cuburu fazla kaçırdığımdan
uykum da gelmişti. Ey Seher, bunlar orta yaş emareleri, dikkat et kızım.
Bir bacağımı dizimden kırıp kaldırdığımda kısa etek de neredeyse belime
kadar toplanmıştı. Yatağında müşteri bekleyen ucuz şırfıntılara
benziyordu halim. Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu.
Çıtırtı.
Kapıda biri var! O adam mı? Bekleyelim? Belki çekingenlikten aklı yeni
başına gelmiştir. İyi de hemen peşimden gelmediyse odamı nasıl bulacaktı
ki? Kalkıp kapıyı açsam mı? Fakat fakat..! Kapıyı kilitlememiştim ben!
Hemen kolumun bir tanesini yüzüme yaslayıp kısık gözlerle aradaki
açıklıktan baktım. İçeri giren kim olacaktı acaba? Kalksana kızım, neden
uyuyor numarası yapıyorsun ki? Ya kötü niyetli biri içeri girmek için
çabalıyorsa şu an? Belki de otellerde yuvalanan hırsızlardan biridir?
Lütfen hırsız ya da başka biri değil de o olsun Tanrım, lütfen. Bana bu
iyiliği yap da biraz yaşayayım. Lütfen...
Kolumun altından bakıp da içeriye dalanı görünce bir kez daha düş kırıklığına uğradım. Elinde havlularla demin asansörde karşılaştığım komiydi. İyi de neden yataktan fırlayıp üstümü başımı düzeltmiyor, bu gelen davetsiz misafiri uzaklaştırmıyordum? En azından kollarımla yüzümü saklamak yerine yatakta doğrulmalı, çıplak göğüslerimi kolumla kapatıp, “Lütfen dışarı çıkın, temizliği sonra yaparsınız, şimdi müsait değilim,” demeliydim. Pöh, hadi göğüsleri kapattık ta belime kadar sıyrılan varla yok arasındaki eteği ne yapacaktık? Üstelik içime külot giymediğimden mal meydandaydı. Allah kahretsin, ne boktan bir durum. Kahvaltı salonundaki yakışıklıyı beklerken kime niyet kime kısmet. Şu sivilceli komi de nereden çıktı? Beni bu halde görünce şaşırdı da salak. Uyuyup uyumadığımı anlamak için beni dikkatle inceliyor. Bak bak, iyi bak orama burama! Hey Allahım, neden doğrulup bu çocuğu kovmuyorum ki? Neden kımıldayamıyorum yattığım yerden?
Aman Allahım,
o da ne? Ne yapıyor ki öyle? Önünü karıştırıyor düpedüz. Acaba ne..?
Tüh, hay Allah senin belanı vermesin emi. Bana baka baka otuz bir
çekecek bu tıfıl oğlan. Fermuarını çözüyor iki arada bir derede.
Cesarete bak. Aniden uyanmayacağımdan nasıl da emin olabiliyor bu salak?
Kolumun altından merakla izliyorum onu. Şimdi organı tamamen dışarıda.
Boyutu da hiç fena değilmiş üstelik. Bizim herifinkinden sonra epey
kallavi görünüyor gözüme. Gözlerini iri iri açmış vücudumda gezdiriyor,
iştahla sıvazlıyor orasını. Artık kalkıp onu kovamam da. Madem ki uyuyor
numarası yaptık sonuna kadar gidelim. İşini bitirmesini beklemek lazım.
Eğer şimdi ona suç üstü yaparsam belki de düştüğü durumdan kendini
sıyırmak için savunma mekanizması devreye girer ve saçma sapan
hareketler yapmaya ya da tam tersi sarkıntılığa kalkar, sonra uğraş dur.
Rezalet ki ne rezalet. Bir de hızlı hızlı soluyor kerata. Hadi artık
bitir şu işini oğlum, el mahkum bekleyeceğim ben. Bir süre sabırla onu
izliyorum. Evet, devinimleri hızlandı, sanırım gelmek üzere. İlk defa
yanı başımda mastürbasyon yapan bir erkeğe denk geliyorum. Böyle garip
bir olay sadece benim başıma gelir herhalde? Hadi artık çocuğum, hadi.
Aha titriyor! Boşalacak galiba. İlk damlayı göbeğimde hissediyorum,
kırbaç gibi tenime saplanıyor. Bir kısmı da bacaklarıma, memelerime ve
boynuma bulaşıyor. Nasıl da fışkırtıyor bacaksız. Ne bu canım böyle?
Çeşme mi akıtıyorsun oğlum? Baştan aşağı her tarafımı berbat ettin.
Üstüme sanki bir kase muhallebi devrilmiş gibi oldu. Fakat artık
yetişir! Aniden kolumu yüzümden çekip yatakta doğruluyorum ve
haykırıyorum:
“Ülen serseri, ülen serseri! Ne yaptığını sanıyorsun sen?”
Fakat kimse yok ki ortada. Kötü bir rüyaymış. Bir solukta yataktan kalkıp koştum, kapıyı kilitledim. Tam temizlik görevlilerin katları dolaşacağı zaman dilimi. Kimse girmesin artık, istemiyorum. Senin de alacağın olsun Semih. Bana olan ilgisizliğin yüzünden psikolojim nasıl bozulmuş da bak neler neler giriyor rüyalarıma. Saate baktım, on ikiye beş vardı. Aceleyle üstümdeki eteği çıkarıp bikinimin külotunu giydim, uzun şile bezi elbisemi sırtıma geçirdim. Mayomun sütyenini de plaj çantama tıkıştırdım. Şimdi doğru denize. Ama önce bara uğramalı, birkaç votka-limon yuvarlamalı. Kendime verdiğim sarhoş olma sözünü unutmadım.
24 Ekim 2020 Cumartesi
Bir Zamanlar Tatilde 6 (Fanteziler)
![]() |
| Kayalıklarda sereserpe yatarken. (Foto: Sadık Yarasa) |
Kendimi sakinleştirmek için duşa yöneldim. Soyunup kendimi buz gibi akan suyun altına attım. Bir beş dakika kadar oyalandıktan sonra çıkıp kurulandım. Hemen denize iner miyim? Hayır! Canım ölesiye içip sarhoş olmak istiyordu. Fakat demlenmeden önce temeli sağlam atmak gerekirdi. Saate göz attım. Kahvaltı salonunun kapanmasına az bir şey kalmıştı ve oraya yetişip acilen bir şeyler atıştırmalıydım. Karnım zil çalarken votka limonla midemi delemezdim. Bikinimi giyse miydim içime? Amaaaan sen de... Plaja gitmeden önce nasıl olsa odaya uğrayacaktım. Külotumu giymeden ayağıma çabucak tenisçi stili beyaz pileli eteğimi geçiriyorum. Üstü uyumlu olsun diye de dolaptan kısa ve göbeğimi neredeyse bir karış açıkta bırakan beyaz dar bir lakost seçtim. Sütyene de gerek yoktu bu sıcakta. Zaten tişörtüm dapdaracıktı bir de bu sıcakta ne o öyle mengeneye girmiş gibi? Peki benim gibi yaşı kırka dayanmış mazbut bir hanımefendi tatil köyünde iç çamaşırsız fink atar mı? Atar efendim atar. Şimdi canım böyle istiyor.
Hazırlığımı tamamladıktan sonra çıkmadan önce dolaptaki aynaya göz gezdirdim. Göz kalemiyle ufak bir iki rötuş, birkaç allık darbesi, açık pembe ruj. Ne varmış? Oram buram da görünmüyordu işte. Tabii oturup kalkmama dikkat edersem.
Yemekhaneye indiğimde salon boş sayılırdı. Büfeden alacaklarımı aldıktan sonra içeride oturmaktansa rahat rahat sigara tüttürürüm düşüncesiyle açık tarafa seyirttim. Tepsiyi boş bir masaya yerleştirdim ve oturdum. Şu sandalyeleri de neden arkaya kavisli yaparlar ki? Oturur oturmaz zaten kısa olan eteğim iyice yukarı çıkmıştı. Beyhude bir şekilde aşağı çekiştirdim ama inmiyordu namussuz. Bu işle meşgul olurken gözüm üç masa öteye kaydı. Otuzlu yaşlarının sonlarında görünen şakakları hafif kırlaşmış kumral bir adam kahvaltısını ederken bir taraftan da çaktırmadan bacaklarıma bakıyordu. Giyimi hoşuma gitmişti. Bakımlıydı, beyaz keten pantolon üstüne kırmızı tişört giymişti. Sandaletleri de öyle kıro işi değil sanki o pantolon için özenle seçilmiş gibi duruyordu. Rafine zevkleri vardı anlaşılan. Benim ona baktığımı fark edince gözlerini kaçırmıştı ama renk vermeden beni seyrettiğini anlamıştım. Acaba etim nerelere kadar görünüyordu? Başka zaman olsaydı bunu kişisel bir tehdit olarak algılardım ama şu an yabancı bir erkeğin beni seyretmesi hoşuma gidiyordu. Kahvaltı süresince zaman zaman çaktırmadan göz ucuyla ona baktım. Evet yanılmıyordum. Yiyip içmeyi çoktan bitirmişti ve sırf bacaklarımı ve belki de masanın altından görünen çıplak kasıklarımı rontlamak için oyalanıyordu da oyalanıyordu. Rahat rahat apış aramı da görebilsin diye sırf domuzluğuna bacaklarımı sonuna kadar araladım ve erkekler gibi sandalyemde yayıldım.
![]() |
| Kayalıklarda sereserpe yatarken. (Foto: Sadık Yarasa) |
Nasıl olurdu acaba bu yabancıyla sevişmek? Sadece gözle iletişim kursak ve önce ben kalksam masadan, yavaş adımlarla yemekhanenin kapısına yönelsem, sonra tam çıkacakken adama dönüp davetkar bir bakış fırlatsam..? Fakat davetkar bakış nasıl olurdu ki? Bu yaştan sonra davetkar bakış atmayı öğrenecek halim yoktu herhalde. En iyisi hiç öyle yapmamak, direkt adamın yanına yaklaşıp, “Ben odama çıkıyorum beyefendi, siz de arkamdan gelirsiniz değil mi?” demek. Orospuluğun böylesi! İlahi Seher. Kızım sen bunları yap, dünyaya da kuyruklu yıldız düşsün. Beceremezsin ki... Bak sadece aklına getirmek bile titremene yol açtı. Nerede kaldı niyetlenip de bunları eyleme dökmek? Sen ancak farkında olmamış gibi el alemin adamına frikik verirsin. Geç bunları geç.
Bunları düşünürken kahvaltımı bitirmiştim. Çayımı yudumlayıp bir sigara yaktım, bacak bacak üstüne attım. Eteğim şimdi tamamen bel hizasına sıyrılmıştı. En kuytu yerlerim tabak gibi önünde olmalıydı. Öyle ya, ışık karşıdan vurduğuna göre. Acaba tüm bunları Semih’ten intikam almak için mi yapıyordum? Kimbilir? Peki ya birkaç gündür zaman zaman içimde kabaran kural tanımaz şehvet dalgası kontrolüm dışında sinsi sinsi devreye giriyorsa ve Semih işin sadece bahanesiyse?
Hatırlasana kızım, hiç mi daha önceden Semih’in gizli kaçamaklar yaptığından şüphelenmedin? Semih’in seni her aldattığını düşündüğünde ondan intikam almak için yabancı erkekleri mi aklına düşürüyordun önceden? Hem doktorunun söylediklerini de hatırla ayrıca. Tüm bu çılgınlıklar menopoz öncesinin bunalımları olabilir? O denize çıplak girmeler, ıssız kayalıklarda mastürbasyon yapmalar. Sen eskiden böyle miydin?
Soruları kafamdan bir çırpıda sildim. Kararımı vermiştim. Ama gariptir, neye karar verdiğimi bilemiyordum. Çayımdan son yudumu da alıp sigaramı söndürdüm. Mecburiyetler ve yükümlülükler bana yukarı çıkıp bikinimi giymeyi ve soluğu barda almayı salık veriyordu. Sonra da ver elini deniz. Tek başıma güneşlenecek, yüzecek ve Semih’in dönmesini bekleyecektim. Ayağa kalktım. İstemsiz bir şekilde gözlerim birkaç saniye için karşımda oturan adama kilitlendi. Hafifçe gülümseyip hemen bakışlarımı kaçırdım. Allahım, nasıl yaptım bunu ben? Kafamı o kadar hızlı çevirmiştim ki onun tepkisini bile beklememiştim. Acaba o da gülümseyip cevap vermiş miydi?
Yavaş adımlarla düşünceli bir şekilde yemekhanenin kapısına yürüdüm.
Bari biraz kendinden emin yürü de havan olsun be kadın! Ne o öyle süklüm püklüm gitmeler. Gelirse gelir, gelmezse gelmez.
25 Aralık 2019 Çarşamba
Bir Zamanlar Tatilde 5 (Hüsran)
![]() |
| Rabia Hanım, Sadık Yarasa'ya keyifle poz veriyor. |
![]() |
| Rabia Hanım umutla kendi geleceğine bakarken. Foto: Selin Radar |
24 Aralık 2019 Salı
Bir Zamanlar Tatilde 4 (Plajda)
![]() |
| Tembellik de bir yere kadar. Foto Rabia Hanımın özçekimidir. |
“Dün gece çok içtin galiba, vakit öğlen oldu.”
“Felaket başım ağrıyor onun için, hem sana ne bundan!” dedi miskin miskin.
“Eeee sen de içmeseydin o kadar. Beleş içki bulunca kaçırmıyorsun,” diye cevapladım.
“Sen beni bırak da sen ne yaptın?” diye isteksizce sordu.
Hiiiç, ne yapacağım. Sabah erken kalktım, denizde çırılçıplak yüzüp ilerideki adaya gittim. Orada da şeyimi kurcaladım. İki kişi de beni seyretti.
“Biraz erken kalkıp yüzdüm, sonra kahvaltı ettim,” diye cevapladım benimkini.
“İyi iyi. Ben bir şeyler daha yiyip oyun salonuna iniyorum. Akşama görüşürüz.”
“Hayrola?”
“Abla, ben burada görev yapıyorum 5'e kadar. Bir şeye ihtiyacınız olursa...”
“Sağol hayatım, bir soda getirmekle başlayabilirsin. Limonlu olsun.”
“Hemen abla ne demek.”
“Teşekkür ederim tatlım.”
“Ben teşekkür ederim abla.”
“Yarım saat sonra bir tane daha getirirsin.”
“Tabii tabii, ne demek? Enişte nerede, gelmiyor mu daha?”
“Kahvaltısını bitirmedi henüz.”
“Abi de maşallah boğazına düşkün.”
“Öyledir o.”
Gülüştük.
“Yüzmeyi seviyorsunuz galiba.”
“Evet bayılırım denize.”
“Sabah erkenden kalkmışsınız, yüzerken gördüm sizi.”
“Ne mayosu bir tanem? Ne diyorsun?”
“Abla önünüz sıkışmış da... Şeyiniz görünüyor... Düzeltmeniz gerek...”
20 Aralık 2019 Cuma
Bir Zamanlar Tatilde 3 (Banyoda)
Ya orada alkışlamakla yetinmeyip yanıma gelselerdi? Adam görebildiğim kadarıyla iri yarı birine benziyordu ve onu zapt etmek imkansıza yakındı. Beni arzulamış olabilirdi. Hatta belki kadın bile. Öyle miydi acaba? Ya öyleyse? İmkanı var mıydı bunun? Peki bana zorla bir şeyler yapmaya kalksalar engel olabilir miydim? Daha doğrusu engel olmak içimden gelir miydi? Bileklerimden kavrayıp beni yere bastıran kuvvetli kollar, üzerime abanan bir gövde. Elimi farkında olmadan vücudumun kuytularında dolaştırmaya başlamıştım.
![]() |
| Bütün kirler ve pislikler akıyordu. Foto: Sadık Yarasa |
Kafama üşüşen görüntüleri zorlukla uzaklaştırıp duşun mandalını yukarı kaldırdım ve akan basınçlı suyun altına verdim kendimi. Gözüm musluğa ve duşa kumanda eden mandala takılmıştı. Kromajlı silindirik demir öylece sepesert karşımda duruyordu ve kasıklarımla aynı hizadaydı. Bir adım atıp bacağımı kaldırmam yeterliydi. Oh saçmalama! Düşünme bile bunu. Çok oluyorsun sen. Duş mu alacaksın ne yapacaksın, bir an evvel yap, çık şu banyodan.
19 Aralık 2019 Perşembe
Bir Zamanlar Tatilde 2 (Adada)
![]() |
| Rabia Hanım, Sadık Yarasa ile beraber. Foto: Selin Radar |
![]() |
| Rabia Hanım, Sadık Yarasa ile beraber. Foto: Selin Radar |
Sahile yaklaştığımda sular sığlaşmadan bikinimin altını giydim. Fakat kocama ve tüm çevreye inat, plaja adım attığımda hala üstsüzdüm. Üzüm salkımları gibi sallanan çıplak memelerimi göstere göstere denizden çıktım. Plajın yanındaki cafe henüz kalabalıklaşmamıştı ama tanıdık garsonlardan bir ikisi herhalde oradaydı. Bir tanesinin şaşkınlık ve biraz da hayranlıkla bana baktığını fark ettim. Kumral kıvırcık olan ve bana en güzel votka-limonları hazırlayıp, “Afiyet olsun yenge,” diyen mahcup delikanlıydı bu. Acaba şu an beni gören genç garsonlara gece mastürbasyon malzemesi olabilir miydim? Yok canım, ilah vücutlu Rus kızları varken bana sıra gelmezdi ama ne yapalım o an kraliçe bendim. Neyse, yine de bu seronomiyi fazla uzatmamalıydım. Binaya yaklaşınca bikinimin üstünü giydim.










